20 Şubat 2009 Cuma

Hayat ve Bilim İlişkisi











Wittgenstein'ın, Tractatus Logico-Philosophicus adlı eserinde geçen şu sözü bence bilim ile hayatımızda olup bitenler arasındaki ilişkiyi çok güzel bir şekilde özetlemektedir:


6.52 "Bütün mümkün bilimsel sorular cevaplandığında bile, biz yaşamla ilgili sorunlara hiç bir şekilde dokunulmadığını hissederiz." O halde, elbette geride sorulacak bir soru kalmamıştır ve bu durum cevabın kendisidir."

6.52 "We feel that even when all possible scientific questions have been answered, the problems of life remain completely untouched. Of course there are then no questions left, and this itself is the answer."


Bilimsel bir çağda yaşıyoruz ama en temel olan soru hala sorulmayı beklemektedir, yaşam denilen şey özünde nedir ? Bilimsel bilgimiz durmadan her an artmaktadır, evrenin "sırları" her günle birlikte biraz daha çözülmektedir. Bilimsel gelişmeler adeta baş döndürücü bir hızda devam etmektedir. Tam anlamıyla bilimsel bir çağda yaşıyoruz, her şeyin ölçüsü olarak gösterilen bilim neredeyse tek otorite ilan edilmiştir. Bilimsel çağın doruklarına oldukça yakınız, işte bu yüzden de çoğu kişi aydınlık bir çağda yaşadığımızı düşünmektedir. Ama sakın sırf da bu sebepten dolayı, şu an insanoğlu en karanlık çağını yaşıyor olmasın ? Sorulmaya değer bir soru bence..

4 yorum:

Adsız dedi ki...

bilim post/modernist anlayışın ürettiği ve katılıkla kuşattığı ve belli bir zümreye ayrıcalık kazandıran ve bundan başka bir amaca hizmet etmeyen, ana gayesi evreni bütünsel olarak anlamaya çalışmamak olan bilgiden uzak bir çiledir. sevgili arife duyurulur...
Mikail Angel

Adsız dedi ki...

Mikail, böyle bir yorumu nasıl dile getirebiliyorsun, sadece şaşırıyorum.. Öncelikle bilim tarihini biraz okursak bilimin post modernist anlayışın ürettiği bir olgu değil, geçmişi 16. yy'a dayanan bir kavram oldugunu kolaylıkla görürüz; üstelik postmodernist anlayış ise bilimi Feyarabend gibi sulandırmaya çalışanların ortaya attıkları, temeli olmayan "elitlerin" son çırpınışlardan ibaret olduğu da göze çarpacaktır.. Bilimin, senin gözünde zümrelerin ayrıcalık ve kirli oyunlarına indirgenmesi daha da vahim birşey; böylesine kolektif bir çalışmanın felsefe, din gibi ezotorik alanlarla karıştırılmaması gerek..

Yazının kendisine yorum yapmayacağım, çünkü bu uğraşın bir yararı olacağına inanmıyorum...Ama bu böyle bir tutuma üzülmekten de kendimi alamıyorum...

Firewalker dedi ki...

Değerli yorumlarınız için teşekür ederim arkadaşlar...

zeynep dedi ki...

arifcim bilimin salt postmodernist bir anlayışın ürünü olmadığı konusunda sana katılıyorum bilimi belli bir dönemin ya da anlayışın kalıplarına sıkıştırmayacak kadar önemsiyorum ancak Feyarabend'in bilimi sulandırdığı konusunda maalesef yine seninle zıtlaşmak zorundayız :) ayrıca burada bana kalırsa adnanın Wittgenstein hakkında yazdıkları da yanlış yorumlanmış. herşeyden önce Wittgenstein bir pozitivisttir ve bu bilim için vaz geçilmez bir özelliktir.bu nedenle Wittgenstein'ın sözü bilimi küçümsemek bir yana bilimsel bakış açısını felsefeye sokma çabasının bir ürünüdür. Wittgenstein’ın Tractatus'un 7. önermesinde söylediği gibi söylenebilecek olan her şey açık bir biçimde ifade edilmelidir, ‘üzerine konuşulmayacak konularda ise susulmalıdır’ bunun anlamı metafizik spekülasyonların felsefede işi olmadığı ve olgulara tekabül etmeyen hiçbir yargının doğru kabul edilemeyeceğidir. bu tipik bilimsel bakış açısını desteklemektedir. ancak filozofun sözünü ettiği insan zihninin salt olgulara karşılık gelen konulardan daha fazlasını düşünebilecek bir yapıda olduğudur. bu nedenle sözü edilen şey, mümkün tüm sorular bilimsel açıdan cevaplansa dahi bizlerin sormaktan kendimizi alamayacağımız soruları hala gündeme getirecek oluşumuzdur. fakat Wittgenstein bu soruları mantıkçı pozitivist bir çerçevede şekillendirmek istediği felsefenin kapsamında görmez ancak bu soruların varlığını da yadsımaz.yani tek yanlı bir perspektiften bakmayan bu filozofu tek yanlı bir tutumla değerlendirmemek gerek bence.ben de bilimin değerini asla yadsımamakla birlikte benim bu dünya üzerindeki varlığımın nedeni ve beni bu dünyaya getiren her neyse (ki ben ona tanrı demeyi tercih etsem de, doğa ya da madde de diyebilirsin bu hiç fark etmez, varlığımın nedeni olan şey diyelim)onun benimle ne yapmak istediği, ben de hangi potansiyellerin aktive olmayı beklediği, benim bu karakterde bir insan olmayı seçip seçmediğim ya da gerçekten özgür olup olmadığım gibi konularda bilimin bana hakiki bir yanıt veremeyeceğini düşünüyorum. hepimizin bildiği gibi "doğru" ve "yanlış" bilime ait kavramlardır ancak adnan'ın adorno'dan alıntıladığı "yanlış hayat doğru yaşanmaz" sözü hakkında bilimin kendi kavramları olmasına rağmen söyleyecek bir sözü varsa eğer lütfen benimle paylaş.

Feyerabend konusuna gelecek olursak onun bilimi sulandırdığına katılamayacağım. elbette bilimde yöntem çokluğunu savunmanyı bu şekilde yorumlayabilirsin ancak onun karşı çıktığı çağdaş bilimin zaten belli bir zümrenin kirli oyunu haline gelmesidir. yani sanıyorum tam da senin bilime yakıştıramadığın şey. bu noktada söz konusu filozofun görüşü çağdaş bilimin hasta olduğu ve dünyaya karşı bir tahakküm nesnesi haline gelerek insanları köleleştirdiğidir. o bu bağlamda Bilimin ‘yatak odamıza dahi girdiğini’ söyler. gerçekten de öyle değil mi sence. eleştirdiği bilimin baskıcı iktidarların konumlarını meşrulaştırmaya ve pekiştirmeye hizmet etmesidir. ama burada dikkat edilmesi gereken sözü edilenin bilimin kendisi değil hakim modern bilim anlayışı olduğudur. feyerabend bilim karşıtı bir insan olmanın çok uzağındadır. filozofa göre aslında bilim, insanların mutluluğu için vardır ve dolayısıyla insanların özgürlüklerinin de göstergesidir. Eski dönemlerde bilimin bu amacına hizmet ettiğini ancak modern dönemde ise sadece insanın gözünde yüksek statü kazanma unsuruna dönüştüğünü düşünür.onun derdi bilimin tek yanlı yorumlanması ve belli kalıpların dışına çıkılmaması gerektiği görüşüdür.bu noktada filozof pozitivistlerin doğrulamacılığına karşı çıktığı kadar, Popper’ın yanlışlamacılığına da karşı çıkar ve bilim adamının bilimde ilerleme kaydetmek için her tür yöntem kuralını ihlal etmek durumunda olduğunu ifade eder. Bu anlamda tek bir kuramın veya yöntemin tüm olgularla bağdaşmada yetersiz kalacağını ve birbirine indirgenebilir olgulardan oluşan homojen bir dünya anlayışının gerçeği yansıtmayacağını düşünür.söylemek istediği bilimsel her keşfin aynı şekilde nitelendirilemeyeceğidir. bilimsel gelişmelerin doruk noktasına ulaştığı böylesi bir dönemde bilimi şiddetle eleştirmesinin nedeni bilim karşıtı ya da mistik tutumu değil, tüm bu yeniliklerin, doğaya ve geleneklere verdiği zararın çok büyük olduğunu ve teknolojik gelişmelerle birlikte, kültürde standartlaşma ve tek örnekleşme olduğunu düşünmesidir.

Feyerabend, söz konusu bilimi ve bilimsel akılsallığı ‘canavar’ olarak nitelendirmekle beraber, bütün bilimsel çalışmalar için geçerli olacak standartların ve yapısal unsurların olmadığını, dolayısıyla her keşfin başarısının aynı şekilde açıklanamayacağını iddia eder. Bilimlerde tek bir yöntemin uygulanabileceği iddiasının, bilimin bir bütün olduğu ve onu oluşturan parçaların güçlerinin eşit olduğu inancından kaynaklandığını öne sürer.benzer bir anlayışı kuhn'da da görebilirsin bildiğin gibi normal bilim aşamasında bilimadamını sadece bulmaca çözen birine benzeten Kuhn da ancak hakim paradigmanın yetersiz kaldığı kriz aşamasında bilim adamının gerçek bir yaratıcı faaliyet içine girdiğini söyler. ona göre gerçek bilim işte bu devrimsel bilimdir. Bilimde belli bir metodolojiyi reddeden Fereyabend, bu anlamda bilimin salt bilim adamlarına açık bir etkinlik olmasını da eleştirirken, bilimin demokratikleştirilmesinin yani halkın da bilimsel tartışmalara katılmasının gerektiğini dile getirmektedir. Çünkü Feyerabend, farklı kültürlerden gelen ve farklı yaşayış biçimlerine sahip insanların değişik bakış açılarına sahip olmalarından dolayı bilimde farklı noktalara dikkat çekebileceklerini düşünmektedir. Bu şekilde bilimsellik canavarının alt edileceğini ve gerçek manada faydalı olan bir bilim etkinliğinin gerçekleştirilebileceğini düşünen Feyerabend, bilimsel yöntem ile sınırlanmayan bir bilimin, insan zihninin en büyük başarılarından biri olduğunu düşünür.

Einstein, Newton vs. bu gibi bilim adamlarının en büyük keşiflerinde neler yaşadıklarını ve bunların tek bir metodolojiyle açıklanamayacak denli yaratıcı faaliyetler olduğunu sen benden çok daha iyi bilirsin.

sen her ne kadar feyerabend'i eleştirsen de ben onun bu anarşist tutumunu aslında sana çok benzetiyorum bu nedenle onu böyle yorumlaman beni biraz üzdü açıkçası.

gelelim şu felsefenin din gibi ezoterik olduğu konusuna :) buna da katılamayacağım ama bu konuyu başka bir zamana bıraksam daha iyi olacak...