14 Eylül 2010 Salı

Usain Bolt ve Felsefe

Hayatımızın vazgeçilmez unsurlarından biri olan spor aslında çok yerde göremeyeceğimiz, bir çok kitapta okuyamacağımız hakikatleri anımsatır bize. İnsan denilen varlığın gerçek yüzü, içsel özü, çoğu zaman farkedilmese dahi müsabakalarda kendisini ortaya koyar. Hatta öyle bir biçimde ortaya koyar ki, ona çizilmiş "kaderi" de bütün ağırlığyla içimizde duyumsarız (ya da ben duyumsuyorum). Hayat denilen kahpe de bu müsabakalarda kendi "adaletini" çoğu zaman kusursuz bir şekilde gösterir.

2008 Pekin Olimpiyatlarında çoğu kişiye göre mucizevi bir şekilde hem 100 hem de 200 metre de adeta elini kolunu sallayarak ve en yakın rakiplerine neredeyse 5 metre fark atarak (resimde görüldüğü üzere) dünya rekoru kırdı. Bu insan denilen yaratık 100 metreyi olimiyatlarda 9.69 saniyede, bir sene sonra ise daha da geliştirerek 9.58 saniyede koştu.

Herkes gibi bende inanılmaz olan bir şeye şahit olmanın verdiği şaşkınlığı yaşıyordum ve içimden "helal olsun herife bak, neler başarıyor" diyordum ve herkes gibi kendisini alkışlıyordum. Ta ki yukarıdaki resimde Bolt'un arkasında kalan atletleri görene kadar.

Şimdi açıkçası birini tebrik etmek, yüceltmek, alkışlamak gibi eylemlerin temelinde ne yattığını çok merak ediyorum. Eğer derseniz ki bizim alkışladığımız, yücelttiğimiz şey emek ve alın teridir, Usain Bolt örnğinde bunun hiç de böyle olmadığını düşünüyorum. Resimde gördüğünüz geride bıraktığı atletlere bakın iyice. Nasıl da "umutsuzca" bir çaba sergilemekteler. Gerçi bazıları pes de etmiş (2 nolu kulvar mesela) !!

Şimdi düşünüyorum da buradaki her atlet en az Usain Bolt kadar emek ortaya koymuştur. Buradaki atletlerin hepsi (Bolt dahil olmak üzere) geceleri gündüze katıp çalışmışlardır ve eminim ki ömürlerinin yarısından çoğu antreman yapmakla geçmiştir. Gel gör ki doğa, Usain Bolt'a torpil geçmiştir. Doğanın kendisine bahşettiği bu vücut ile Bolt tüm rekorları alt üst etmiştir. Oysa onun gerisinde kalan hiç bir atlet ondan daha az çalışmamıştır. Fakat iltifatların, tebriklerin ve alkışların tamamı Bolt'a gitmektedir. Onun kadar emek ortaya koyan atletler ise bütünüyle göz ardı edilmiştir. Doğanın unuttuğunu biz neden hatırlayalım, değil mi? Şunu göremiyoruz, Bolt'un başardığı bir şey yok ortada. Sadece doğanın başardıkları var. Dolayısıyla Bolt'u öven her eylem aslında bir saçmalığa indirgenebilir. Doğanın kendisine övgü düzmek mümkün mü? Ey doğa, bu yaprağa harika bir yeşil renk vermişsin !!!
Ama biz yine de Bolt'u alkışlamaktan geri durmayalım, değil mi?

Gelin görün ki aslında biz Bolt'u alkışlarayarak şundan daha fazlasını söylemiyoruz: "Vay be doğa sana süper torpil geçmiş, müthiş bir yetenek vermiş, helal olsun böyle doğaya, hayata, kadere". Bununla yetinsek iyi olurdu, hayır ! Üstüne bir de tonla para veriyoruz ve kendisini altın madalyayla ödüllendiyoruz. Ve ne için? Aslında sadece yaşam, kendisine torpil geçtiği için. Aynı torpilden yoksun kalanlara ise avuçlarını yalamak düşüyor, en kaba ifade ile.

Sanki bütün spor müsabakalarının, kimin doğa, yaşam veya kader tarafından torpilli olduğunu ortaya çıkarmak için düzenlendiğini düşünür oldum. Bu bilinçle seyredince her spor müsabakası gözümde doğanın şanslıları ve şansızları arasında hiç de adil olmayan, sonucu çoktan belli bir rekabete dönüştü.

İşin daha "acı" boyutu ise bu gerçeğin, tüm bir yaşam alanına yansıtılabiliyor olmasıdır. "Kendi emeklerinle bir yere gelmek" hem doğru hem de yanıltıcı bir ifadedir. Doğanın müsaade ettiği yere kadar gidebilirsin.

Oysa Bolt örneğine dönecek olursak görürüz ki, hiç bir sporcu bu gerçeğin farkında değildir. Kazanan her şeyi kendisinin başardığını, elde ettiğini düşünür. Oysa kazanan sadece torpillidir. Bunun farkında olmayanlardan birisi de torpilli Usain Bolt'tur. Her kazandığı yarış sonrası alçakgönüllü ve olgun bir tavırla doğanın kendisine bahşettiği şeye minnet duyacağına, türlü ve şımarık hareketlerle iyice gözümden düşmüştür. Aklını başına devşir Bolt :)