8 Nisan 2013 Pazartesi

Hayat, Yolculuk vs.


       Yaşam, bir trene benzer bazen. Herhangi bir zamanda ve herhangi bir mekandan trene binmiş bulursun kendini.  Sana, bu yolculuğu yapmak isteyip istemediğin sorulmamıştır. Hatta bir trende olduğunu çoğu zaman yolculuğun ortasında anlarsın ancak. Sen de bu yüzden kabullenirsin çok geçmeden trende oluşunu. Bu yol gidilmek zorunda galiba diye hissetmeden edemezsiniz. Bu zorunluluk ağır gelir bazen, inmek istersin. Ama sen insen de gitmeye devam edecek bir tren bu. Madem buradayız gidelim bakalım diye düşünürsün.
       Tren, yolculuğuna başladığında, gözünün önünde yer alan manzara ile yetinmek zorunda kalırsın.Kiminin manzarası yukarıdaki görüntüde olduğu gibi Norveç'tir, kiminin ise Hindistan, kiminin ise çok daha kötü. Sana verilmiş olan manzarayı seyredersin şaşkınlıkla. Yaşam, trenin kendisi miydi, yoksa trenin camından gördüklerin miydi? Bir türlü karar veremezsin. Zaten çoğu zaman, ikisinin iç içe geçmiş olduğunu hissetmeye başlarsın. Mide bulandırıcı bu düşünceden sıyrılmak için, trende seninle beraber olan diğer insanlara dönersin yüzünü. Herkesin seninle beraber aynı yolun yolcusu olduğunu bilmek hafifletir belki bulantını. Zaman geçtikçe, birilerinin senin yolculuğuna eşlik ettiğini anlarsın. Her durak birilerini katar sana, birilerini de alır senden. Yolculuğun sonuna kadar, bakmakta olacağın manzarayı paylaşabilecek birini bulabilirsen şanslısındır bir bakıma. 
       İlginçtir, bazen rayların seni götürdüğü yeri beğenmezsin, ya da bu rayların seni "bir yere" götürmesini dilersin. O zaman da rayları çok önceden, daha trenin kendisini bile yokken, döşemiş olana dönersin umutsuzca yüzünü. "Değişsin bu raylar", "oraya gitmek istemiyorum" diye yakarırsın. Fakat en nihayetinde rayların değişimi, trenin raydan çıkıp devrilmesine neden olacağından, istediğin şeyin gerçekleşmesi imkansızdır. Bunu fark edip anlayana kadar umutsuzca, umudunu korursun. Fakat bundan da umut kırıcı olan şey, şunu anladığında  ortaya çıkar: Bu rayların, rayların üstünde seyreden bu trenin ve trenin içinde yer alan, sen dahil bu insanlığın bir bütün olarak gittiği "bir yer" yok aslında. Bir yere gidiyormuş gibi görünse de, tren sadece raylar üzerinde yolculuğunu sürdürür. Sadece gün gelip kaçınılmaz bir şekilde bir durakta inmek zorunda bırakılırsın. Ama başkaları çoktan bir başka trende almıştır senin yerini. O halde; neden, niçin ve en önemlisi neye istinaden yapıyorum bu yolculuğu? Hiç..
       Şehirler arası bir tren veya otobüs yolculuğunda, camdan dışarı manzaraya bakarken varlığını kaplayan ve adını çoğu zaman koyamadığın esrarengiz duygu, belki de yaşam gizlice sana kendisini açmaya çalıştığı için ortaya çıkıyordur, kim bilir?

         

Hiç yorum yok: